masal


14/12/2009 · Kategori: Kalbe hitap

Çocuktum, her şeyi anladığımı sanıyordum
Sonra büyüdüm
Bombaların ve bankaların dağlardan ve ırmaklardan
Fazla olduğunu gördüm
Bahçıvanlar generallerden
Menekşeler mermilerden daha azdı
Yenilmişti dünya

Duanın özgürleştiren rüzgarı çekilmişti yüzlerden
İnsanlar dua değil yönetmelik okuyordu
Nükleer artıklar ve çok uluslu yalanlarla
Kirlenmişti yüzümüz

Teknolojinin o yok edici
O gri gölgesi düşmüştü yüzlere
Yenilmişti yüzümüz
Ve görüntü aynıydı bütün aynalarda

Herşey çok açıktı
Herkes kimsesiz
Herkes birşeyin yoksuluydu
Hepimiz aynı anda yenilmiştik
Ve şarkılarımız kederliydi

Yanlış bir zamanda mı yaşıyordum
Çekip gitsemi idim
Ne yanlış bir zamanda yaşıyordum
Ne de çekip gidecek bir yer vardı
Heryer aynıydı, kaldım
Sürekli çağıran ve ayırım yapmayan toprak
Nasıl olsa beni de çağıracaktı

Masal dünyanın bittiği yerde başlar
Biliyorum eski zamanlarda değiliz artık
Ve masallar böyle anlatılmaz
Biliyorum ben hiç masal yazmazdım
Dünya sisteminin hepimize anlattığı masal
Kötü olmasa bu kadar

Biliyorum, bir karınca türküsünden
Daha hafif olacak sesim
Biliyorum, insanların birbirine olan
Yabancılığı büyüyecek dünya küçüldükçe
Biliyorum, telefonlar oldukça
İnsanlar birbirini görmeyecek
Biliyorum, birbirimizi hiç görmeden öleceğiz

Her şey için tek şey diliyorum
Allahın gülleri yakamızı bırakmasın

İbrahim Sadri

Yorum (4) Yorum yaz!

Karınca


15/11/2009 · Kategori: ortaya karisik

Karınca

İstanbul’da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı’nın avlusunda bulunan Has Oda’nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa’yı titreten, koca Akdeniz’i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti’nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman’dan başkası değildi. Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi.

O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.

Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içinden çıkamayacağını anlayan Kanunî, bu konuyu danışmak için hocası Ebussuud Efendi’yi aramaya koyuldu. Hocasının odasına gitti. Ama hocası odada yoktu. Hemen oracıkta bulduğu kâğıt parçasına kafasına takılan soruyu edebî bir üslupla yazdı ve hocasının rahlesi üzerine bıraktı.

Birkaç saat sonra hocası odasına gelmiş ve rahlenin üzerinde el yazısı ile yazılmış kâğıdı görmüştü. Eline hat kalemini alan Ebussuud Efendi, talebesinin soruyu yazdığı kâğıdın altına bir şeyler yazdı ve kâğıdı rahleye bıraktı.

Kanunî bir ara tekrar hocasının odasına uğradı. Hocası yine yerinde yoktu; ama rahlenin üzerine bırakmış olduğu kâğıdın üzerine kendi yazısı dışında bir şeylerin daha yazılmış olduğunu gördü. Merakla kâğıdı eline aldı ve okumaya başladı. Yazıyı okuyunca yüzünde bir tebessüm belirdi. Kâğıdın üst kısmında Kanunî’nin hocasına yazdığı sual vardı. Kanunî şöyle diyordu hocasına:

Meyve ağaçlarını sarınca karınca
Günah var mı karıncayı kırınca?

Hocası Ebussuud soruyu şöyle cevaplıyordu:

Yarın Hakk’ın divanına varınca
Süleyman’dan hakkın alır karınca.

Yorum (1) Yorum yaz!

L&M


5/11/2009 · Kategori: Kalbe hitap



ÖZLEDİM

Yağmur da var
Çok sevdiğim rüzgar da
Bugün Pazar
Daha uyanmadı komşular
Damların üzerinde kuşlar
Daha rahatlar
Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde
Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru
Yağmur da var
Çok sevdiğim rüzgar da
Daha uyanmadı komşular
Bugün Pazar
Ve ben seni çok özledim
Dışan çıkmak istiyor canım
Tek başına haytalık etmek
Islanmak Pazar sabahında yağmurda
Boş caddelerde dolaşmak
Vitrinlerine bakmak mağazaların
Sinemaların afişlerine
Sokakların isimlerine
Telefon kulübelerinde uyuyan çocuklara
Bir merhaba demek sessizce
Sahilde martılara simit atmak
Otobüslerin ilk seferlerine binmek
Gitmek istiyor canım
Hayatın gittiği yere
Islık çalıp şarkılar uydurmak kendi kendine
Fırından taze ekmek alıp
Buğusunu çekmek içine
Ve ben seni çok özledim
Tam böyle bir şey
Çiçeğe su yürümesi
Bebeğin ağlaması
Toprağın uyanması
Yağmurun yağması
Ateşin sıcağı
Bu Pazar sabahı
Tam böyle bir şey
Bir sabahçı kahvesine uğramak
Bir bardak çay
Taze dem kokusu
Hayatın atardamarlarında dolaşmak
Bölmeden şehrin uykusunu
Bir siir yazmak
Pazar bulmacasının boş karelerine
Şiirde tam da bunu anlatmak delice
Tam böyle bir şey
Hesapsız gölgesiz bedelsiz kimsesiz
Bir şiir yazmak
Bir bardak çay içmek
Sokaklarda gezmek
Yağmurda ıslanmak
Ve ben seni çok özledim

İbrahim Sadri

Yorum (yok) Yorum yaz!

Doyasıya sevmek


10/10/2009 · Kategori: ortaya karisik














Siz de sevgiyi bulduğunuz fotoğraflarınızı paylaşmak istemez misiniz?

Yorum (1) Yorum yaz!

Bab-ı Aşk


28/9/2009 · Kategori: Gonulden tasanlar



Kulun kulda aradığı, Mevla'nın kulda sakladığıdır.

Göz dediğin kalbin aynasıdır; Mevla'nın gözde yansıttığı, kulun kapte taşıdığıdır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::
Okumak İsterseniz
Yazmak isterseniz